Yazılar

OKUL OLGUNLUĞU NASIL ANLAŞILIR?

ÇOCUĞUN YAŞAMINDA OKUL

Okul toplumsallaşma sürecinin ilk temel toplumsal kurumudur. Bir sosyal kurum olan okulun, sosyalleştirme süreci içinde iki önemli işlevi vardır. Bunlardan ilki kendi başına öğrenme tiplerini gerçekleştirme sorumluluğu, ikincisi ise diğer sosyal kurumların boşluğunu doldurma görevidir. Okulun birinci işlevi herkesçe biline öğretim görevini içerir. İkinci işlevi ise daha farklı bir boyutu içerir. Aile, arkadaş çevresi çocuğa öteki bireylerle çalışma ve oynama kazandırırken  okul bir toplumsal kurum olarak  bu alışkanlığı sürdürür.

OKULA HAZIR OLMAK NE DEMEKTİR

Okuma öğreniminin iki yönü vardır. Tek tek harfleri tanıma, gruplaşmış harfleri tanıma. İlki 3-4 yaşında küpler, resimler aracılığıyla başarılabilir. İkincisinde  harfler birleştirmek anlamını kavramak söz konusudur. Bunun için daha fazla zihinsel olgunluk gerekir ki bu da belirli bir süre ister. Çünkü “ yazılı sembollerden anlam çıkarma” olarak biline okuma oldukça karmaşık bir olgudur. Kısaca harfleri tanıma ve gerçek okuma arasında kalan zaman içindeki gelişim, çocuğu okul için olgunlaştırır.

Okula başlama zihinsel, bedensel, duygusal ve sosyal açıdan bir “hazır oluşu” gerektirir

  • Fizyolojik gelişimi ile; ; tüm yönleri ile büyüme gelişme, normal ve fiziksel büyüme dikkate alınır,
  • Sosyal gelişimi ile; diğer insanlar ile başarılı ilişkiler kurabilme dikkate alınır,
  • Duygusal gelişim ile; çevresi ile bağımsız bir şekilde ilişki kurabilme yeteneği dikkate alınır,
  • Zihinsel gelişim ile; günlük yaşantılardan bilgi ve anlayış kazanma becerisi dikkate alınır,
  • Dil gelişimi ile; başkaları ile rahatça iletişim kurabilme becerisi dikkate alınarak hazıroluşluğu incelenir.

Çocuğunuzun bu gelişim alanları ile ilgili sağlıklı geri bildirimler alabilmek için “Metropolitan Okul Olgunluğu Testi” uygulanmalıdır. Bu test okula hazırlık, verilen yönergeyi anlama ve uygulamayı başarma davranışlarını ölçmektedir.  Metropolitan Readiness Testi okula başlayanların 1.sınıf yönergelerini anlamaya hazırlıklı olmalarını sağlayacak olan özelliklerini ve başarılarını ölçmek üzere hazırlanmıştır. Test 5-6 yaş aralığındaki çocuklara uygulanır. Ortalama yarım saatte uygulanır. Toplam 100 madde ve 6 alt testten oluşur.

Evde Takıntılı Biri Mi Var?

EVDE TAKINTILI BİRİ Mİ VAR?

Obsesif kompulsif bozukluk (OKB) yalnızca el yıkamak değildir. Çocuğunuzun beyninde takıntılara yol açan, korkutan,  sıkıntı veren düşünce ve zorlamalarla ilgilidir.  Zarardan koruduğu düşünülen  törensel davranışlarla ilgilidir.  Çocuğunuza “tam olmadı” hissini veren şeylerle ilgilidir.  Sorularla, sonu olmayan sorularla ilgilidir: güvenlikle ilgili sorular, kesinlikle ilgili sorular, çıldırtan sorular, kalbinize kıran sorular…

Kurumumuzda sunulan hizmet; çocuklara (ve yetişkinlere) (OKB)  ile ilgili düşünce ve zorlantılarını  etkisiz kılmak amacıyla geliştirilen törensel davranışları sergilemeden onlarla yaşamasını öğretmektir. Kontrol etme, sorma, tekrarlama, yeniden yapma törensel davranışlardandır.  İki adımda çocukların OKB’ye duyarlılıkları azalır: 1- törensel davranışların yapılmaması ile, 2- sıkıntı hissi azalana kadar eşlik eden gerginliğin üstesinden gelmek ile.  Bu süreçte alıştırma ve tepki engelleme ile adım adım OKB’nin gücü azaltılmaktadır.

Böylelikle siz ve çocuğunuz OKB’nin, çocuğunuzu yabancı bir ülkede rehin tutan bir büyücü  gibi olduğunu öğreneceksiniz. Elbette çocuğunuza yalnızca korkulacak bir şey olmadığını söylemek yeterli olmayacak. Çocuğunuz bunu kendisi de denemek istemeli. Çocuğunuzun  denemesini kolaylaştırmak için profesyonel destek hizmeti sunmaktayız. Bu yardım çocuğunuzun tekrar eve geri dönebilmesi için çocuğunuza güç verecektir.

 

Uzman Pedegog Size Nasıl Yardım Eder?

UZMAN PEDAGOG SİZE NASIL YARDIM EDER?

Hayatımız bir denge ve dengesizlik durumundan ibarettir. Büyürüz, gelişiriz, değişiriz. Sürekli ama sürekli farklılaşırız. Bu süreçte yaşamımızdaki kişiler, olaylar, durumlar, krizler, çatışmalar, güzellikler değişir ve farklılaşır. Yaşam  bu denli değişim ve devinim içerisindeyken yetişkinler olarak bizlerin en canlı hatıraları çocukluk yıllarımıza ait olanlardır. Çünkü ilk deneyim, ilk heyecan, ilk hata, ilk ceza, ilk kötü söz, ilk mutluluk, ilk paylaşım ve dahasını sıralayabileceğimiz binlerce “ilk” çocukken yaşadığımız anılarda saklıdır. Ve yaşanılan iyi ve kötü her neyse asla unutulmaz.

Yetişkin bireylerin kişilik yapılarının şekillendiği çocukluk yıllarında onları yetiştiren, ilgilenen anne-babaların, ebeveynlerin, akrabaların ya da bu rolü üstlenmiş herhangi bir yabancının katkısı inanılmazdır. İnsanoğlu yaradılışı gereği iyiyi ve kötüyü içinde barındırır. Fakat hangisinin güçleneceği konusunda etrafındaki yetişkinlerin tutum ve davranışlarının  etkisi büyüktür. Onlarla  geçirilen çocukluğun bu yüzden geleceğin yetişkinlerine yapılan bir yatırım olduğu gerçeği unutulmamalıdır.

Artan teknolojik faaliyetlerin çokluğu çocukları teknoloji bağımlısına dönüştürmüştür. Apartmanlara hapsolmuş köken ailelerden bağımsız bireysel merkezli ailelerde yetişen çocuklardan ailelerin serzenişlerini duymaktayım. İşte bu noktada toplum olarak pedagojik uzmana ve bilgiye ne kadar fazla ihtiyaç duyulduğunu fark ediyorum.

Öncelikli olarak çocuğun doğası gereği ilgiye  ve sevgiye muhtaç, enerjik, hareketli, meraklı, keşfe hazır bireyler olduğunu kabul  etmek gerek. Çocukların davranışlarının biz yetişkinlere mesajları vardır. Bunun içinde dolaylı yolları seçerler biz yetişkinleri taklit ederek. Mesela; kocanıza gün boyu ne kadar yorulduğunuzu söylerken aslında yardıma ihtiyacınız olduğu mesajını gönderirsiniz. Ya da sürekli çocuklarıyla meşgul olan karınıza ‘senin hayatın çocukların olmuş’ derken size hiç zaman ayırmamasından dertlenirsiniz aslında.  Açık iletişim kurmamak, beklentileri ve istekleri doğrudan ifade etmemek aslında çatışma tohumları eker kişilerarası ilişkilere. Bu yüzden umulmadık küçük  konulardan dev tartışma gündemleri açığa çıkar. Çocuklar da bu yöntemleri örnek alırlar kendilerini ifade ederken benzer iletişim kalıplarını kullanırlar. Toplumun, ailenin yönlendirmesiyle ya da bireyin kendi tercihiyle olsun fark etmez. Dolaylı  iletişim kurmak  sorunun keşfini ve çözüm arayışını zora sokar.

Bunun gibi  aslında çocuklarımızın da davranışsal problemlerinin kökenine bakıp öncelikli olarak fizyolojik bir temeli olup olmadığı araştırılmalıdır. Sonrasında psikolojik kökeniyle çalışılmalıdır. Bir çocuğun yemek yeme problemi varsa yemek istemeyip sağa sola dökmeyi tercih ediyorsa sizinle daha fazla kaliteli zaman geçirip oynamaya ihtiyacı olabilir. Sürekli mız mız ağlamaklı bir çocuk sizi hiç kendi halinize bırakmıyor bir bardak çayı dahi sıcak içemiyorsanız  çocuğunuzun bağlanma problemi olabilir. Sağlıklı bir güven ilişkisi kurmamış olabilirsiniz.

Çocuğunuzun davranış problemi ne olursa olsun, öncelikle anne baba olan siz yetişkinlere ne mesajı olduğunu düşünmek önemlidir. Sonrasında ise neden ihtiyaçlarını ifade etmek için  böyle bir yol tercih etti  bunu düşünmeliyiz. Çocuklarımız her şeyden önce bir bireydirler. Onların da duyguları, düşünceleri vardır. Çocuğunuzun davranış problemlerine yönelik çözüm için ilk farkındalık bu problemin çocuğun gözünden nasıl göründüğünü anlayabilmektir. Onun ne gördüğünü duyduğumuzda bu bizim çözümümüz için kazandığımız ilk anahtar olacaktır.

 

Uzman pedagog; Çocuğunuzun ne gördüğünü, siz anne-babaların  neleri anladığını yeniden gözden geçirmenize yardım ederek sağlıklı ve fonksiyonel aile yapısının güçlenmesine katkı sağlar. Bunu nasıl mı yapar? Cevap için sizleri Hayat Psikolojik Danışmanlık’ta beklerim 🙂

 

Tepesi Atan Çocuğunuz mu Var?

TEPESİ ATAN ÇOCUĞUNUZ MU VAR?

Gökyüzünde yağan yağmurla birlikte gürleyen şimşekler evimizin sıcacık odasından pencerenin arkasından muazzam görünür ve çok beğeniriz.  Şimşeklerin görüntüsünden sonraki gök gürültüsü  nefesimizi tutup bir sonrakini, ondan sonrakini ve daha sonrakini beklememize sebep olur.  Gözlerimizi heyecanla karanlığa diker, izleriz.  Gökyüzünde çakan şimşekleri evimizin salonundan izlemekte bir sakınca yoktur. Fakat bu şimşekler odamızın ortasına düşse; tabi ki tepkimiz daha farklı olacaktır. Öfke sorunu olan çocukların ebeveynlerinin tam da başına gelen budur.

Bu yazıyı okuyorsanız  büyük olasılıkla öfkesinden kaygı duyduğunuz çocuğa sevgi besliyorsunuz. Belki de çocuğunuz en ufak bir kışkırtılma yüzünden parlayıp kolayca öfkeleniyor.  Belki de çocuğunuz agresif, yumruklarıyla veya sözleriyle saldırıyor. Ya da çocuğunuzun yıllar sonra hala aksiliklerle başa çıkamaz, kötü durumları daha da beter hale getirmiş, ailesini ve arkadaşlarını kendinden uzaklaştırmış halini  gözünüzün önüne getiriyorsunuz. Kaygılarınız gayet anlaşılır. Fakat sigortaları çabuk atan çocukların bu sorunu mucizevi şekilde aşmaları pek mümkün değildir.  Genetik yapı, fıtrat ve eğitim faktörlerinin birleşimi  belli davranışların yerleşmesine ve yaşam boyu sürecek bir öfke patlaması modelinin gelişmesine yardımcı olur.  Kimse çocuğunun böyle olmasını istemez. Peki bu durumla baş etmek için  doğru yol öfke duygusunu ortadan kaldırmak mı? Elbette hayır çünkü öfke doğal, normal  ve sağlıklı bir duygudur.  Fazla hoşa gitmese de bedenimizin bizi sorunlara karşı uyarma biçimidir.  Ancak bildiğiniz gibi oldukça büyük bir dezavantaj taşır. Öfke göz açıp kapayıncaya kadar kısa sürede kontrolden çıkarak büyüyebilir.  Yanlış yerlere yönelebilir, üzücü şekillerde ifade edilebilir. Dolayısıyla çocuklarımıza öfkelenmemelerini değil, onlara öfkelerini denetlemeyi  ve onu (yıkıcı değil) yapıcı yönde kullanmayı öğrenmelerine yardımcı olmak isteriz.

Çocuklar (ve yetişkinler) öfkeyi kontrol altına almak için bir dizi beceri edinebilirler: sakinleşmek,  soğukkanlılıkla düşünmek, sorunu çözmek ve sonunda yola devam etmek.  Çocuklara bu becerileri öğretmek son derece önemlidir, ne de olsa kendine hakim olmayı bilen çocuklar arkadaşları tarafından daha çabuk benimsenir, derslerinde daha başarılı olurlar ve onlarla yaşamak daha kolay olur; belki de en önemlisi daha mutlu kişiler olurlar. Siz de mutlu olursunuz.

“Tepesi Atan Çocuğunuzun”  çakan şimşeklerinin dışarıya, ait olduğu gökyüzüne gönderebilmeniz  için profesyonel yardım almaktan çekinmeyin.

Çocuk Ergen Danışmanlığı

Çocuk Ergen Danışmanlığı

Anne karnından itibaren başlayan hayat yolculuğumuz çocukluk ve ergenlik çağıyla devam ederek yaşlılığa doğru ilerlemektedir. Çocuk psikolojisi ergenliğe kadar olan süreci kapsamaktadır. Çocukların gelişimi esnasında onlarla olan iletişim hassas bir evreye sahiptir. Çocukların belli yaş aralıklarında nesneleri algılama, komutları yerine getirme, konuşma ve öğrenme gibi eğilimleri oldukça hızlı gelişmektedir.

Çocuk danışmanlığı, kendilerine has bakış açıları ile dünyayı bizlerden farklı bir biçimde okuyan çocukların, zaman zaman yaşanan ani değişiklikler nedeni ile baş etmekte güçlük çektiği sıkıntıları gidermeyi hedeflemektedir. Unutmamalıdır ki çocuklar kendilerini yetişkinler gibi ifade edemeyecekleri gibi destek için kendi iradeleri ile karar almazlar. Bir yetişkinin onları yönlendirmesi neticesinde destek almaya başlarlar fakat her zaman işbirliğine yanaşmak istemeyebilirler. Bu nedenle pedagog ve psikologların çocukların eğilimlerinden haberdar, onların içinde bulunduğu yaşa özgü anlatım kalıplarını belirlemiş olması gerekmektedir.

Gençler ergenlik dönemi içerisinde  fiziksel, ruhsal ve sosyal birçok değişiklik yaşarlar. Bu süreç içinde fiziksel gelişimini kabullenmeye çalışan gençler diğer yandan sosyal çevresini oluşturmaya çalışmaktadır. Aileler, bireyin bu süreç içerisinde yanında olarak onlara destek olmakla birlikte profesyonel yardım da alabilirler.

Ergen danışmanlığı ile bireylere özgüvenlerini, sosyal çevrelerini, arkadaş ilişkilerini, anne ve baba ile olan ilişkileri konusunda olumlu yönde destek verilmektedir. Bu desteğin verilmesi esnasında anne – baba ve okuldaki eğitimciler ile işbirliği yapılarak bireylerin bu süreci en verimli şekilde geçirmeleri hedeflenmektedir.

Gençlerin; meslek seçimi, sınav kaygısı, okul korkusu, cinsel eğitim ve kişilik gelişimi gibi durumlarında Hayat Psikolojik Danışmanlık olarak uzman psikolog ve pedagog kadromuzla çocukları ve  gençleri geleceğe yönlendirmekteyiz.

Boşanma ve Çocuk

BOŞANMA ve ÇOCUK

Her çocuk için doğal olan: anne ve babasıyla birlikte zamanını geçirmesidir. Ancak bazı durumlarda bu süreç bozulabiliyor. Doğal süreci bozmamak uğruna evlilik birlikteliği sürdürülmeli midir?

Peki, anne-babalar sınırı nasıl bilecek? Herkesin kendine göre sınırları farklıdır. Kimi için fiziksel şiddet, kimi için hakaret ya da sıradan tartışmaların yaşanıyor olması o evliliğin bitmesi için sebep olabilir. Hangi durumda, ‘Evet, artık bu evlilik birliği sürdürülemez’ denebilir?

Evlilik bütünlüğü içinde taraflardan birinin mutluluğu o evliliği sürdürmek için yeterli midir? Kadın ya da erkek boşanmak isterken diğeri diretiyorsa, buradan sağlıklı bir birliktelik doğar .

Mutsuz ebeveynlerin mutlu birey yetişmeleri mümkün değildir. Boşanma kararı aslında bireylerin kendi başlarına vermeleri gereken bir karar. Ancak çoğu zaman aileler de işin içine giriyor. Ailelerin bu konuda almaları gereken tavır nedir?

Hangi noktaya kadar ailelerin müdahalesi yararlı olabilir?

Bazı bireyler vardır ki bırakın evliliği, herhangi bir insanla ilişkiyi sürdürürken bile sorun yaşar. Bu durumdaki bireylerin boşanması çözüm müdür?

Anne-babanın boşanma sürecinde yaptığı hangi yanlışlıklar çocuk için daha zedeleyicidir?

Anne-babalar kendi öfke ve gerginliklerini çocuklar üzerinden yansıtma konusunda neden ısrarcı olurlar?

BOŞANMA ÇOCUKLARA NASIL SÖYLENMELİDİR?

Bazı anne babalar ayrılma veya boşanma niyetlerini çocuklara söylemeyi gereksiz görürler. Onlara göre, bu tür kararlar yetişkinler tarafından verilir ve çocuklar ilgilendirmez hele çocuklar 5 yaşından küçükse nasıl olsa anlamayacaklarını düşünürler. Çocuklara ayrılık  ve boşanmanın nasıl açıklanacağı onların aile hayatındaki değişiklikleri nasıl karşılayacaklarını belirler. Bu dönemde çocuk şu sorulan sorabilir:

  1. Evden hanginiz ayrılacak?
  2. Neden annem ya da babam evden ayrılıyor?

odak nokta, basit anlaşılabilir ve suçlayıcı olmayan tutum takınmaktır.

  1. Neden biz seninle değil de annemle (ya da babamla) kalacağız?

Odak nokta, bunun onun iyiliği ve rahatı için olduğu üzerinde durmak…

  1. Annem ya da babam bizden ayrılınca nerede yaşayacak?

odak nokta, ulaşabileceklerini vurgulayın.

  1. Annemizi ya da babamızı tekrar görebilecek miyiz?

Odak nokta. annelikten ve babalıktan ayrılmadığınızı açıklamak

  1. Bize ne olacak?

odak nokta, yine yapmaları gerekenleri yapacaklar ve annelik ve babalığın devam ettiğini belirtmek.

  1. Annem ya da babam geri dönecek mi?

Odak nokta, kararlı olarak bunun olmayacağını belirtmektir.

BOŞANMA SONRASI ÇOCUKLARIN  EN ÇOK  NEYE İHTİYACI VARDIR?

  1. Çocuklarınızla mümkün olduğu kadar çok birlikte vakit geçirin ve onlar duygular paylaşmalar için teşvik edin.
  2. Onların duygularını görmezden gelmeyin ve anlayış gösterin. Onları yargılamaktan veya önemsememekten kaçının.
  3.  Çocukların önünde diğer ebeveyni eleştirmeyin.
  4. Eski eşinizle aranızdaki sürtüşmeyi en aza indirin. Bunu yapamıyorsanız çocukların önünde kavga etmeyin.
  5. Çocuklarınızın kendilerini yalnız hissetmemeleri için elinizden geleni yapın. Onlara her çeşit sorunun üstesinden gelebilecekleri inancını aşılayın.
  6. Bebeksi ya da yaşlarına göre çocuksu davranışları için onları cezalandırmayın ya da alay etmeyin.
  7. Televizyon seyrederek veya bilgisayar oynayarak geçirdiği zamanı aynı tutun.
  8. Çocuklarınızın yalnız kalma ihtiyacına saygı gösterin.
  9. Ne kadar meşgul olursanız olun, çocuklarınızı izleyin.